10 Aralık 2015 Perşembe

Bizim köyün cüceleri


Delilerin çoğalması gerek; ve dahi huysuzların, dünyanın her haline muhalif ceberrutların, aptallara özgü o tekdüze iç huzurundan azade olup her daim arayanların. Ve biz, halihazırda uzun zamandır bu dünyanın kahrını çekmekte olan oyunbozanların, kardeşlerimizden biri bir çocuk yetiştirmeye karar verdiğinde; genelde insan yavrularına karşı hissiyatımız ne olursa olsun, yanında durup eline omzumuzu koymamız lazım destek mahiyetinde. 
Çünkü o cücelerde bizim umudumuz var; bizim geçmişimiz. 
Bu boktan Dünyada bize umut vermiş, yanıbaşında nefes alabildiğimiz yegane insanların yavruları onlar. Geleceğimize işte bu "yalnız değilim lan" hissini taşıyacak o hasarlı dna'lar, aynı çatık kaşlar, huysuz ifadeler var onlarda.
Kızılderililer "bir çocuk yetiştirmek için bir köy gerekir" diyor. Bizim cemaati hasarlı köyümüzün sevimli cüceleri onlar; yetişmesine yardımcı olmak için burnundan östrojen damlamasına da gerek yok; "iyi insan nasıl olur" işte bu konuda az biraz fikrin olsun yeter. 
Kimilerinin hayatı, çocukları da birer proje sanki, süslü, boyalı, her aşamasını, tabii ki kurgudan ve montajdan geçtikten sonra instagram'dan izleyebilirsin; kimilerinin, bizim gibilerin çocuk yetiştirme ihtimaline bile öfkesi büyük; değirmenlerinde öğütemeyecekleri, üç kuruşa kandıramayacakları hiç bir vicdan sahibi ruha tahammülleri yok; bir sokak köşesinde kıstırsalar, yaşına, gözündeki Işığa bakmadan öldürüverirler. 
İş bu yüzden Delilerin çoğalması gerek; ve dahi huysuzların, dünyanın her haline muhalif ceberrutların, aptallara özgü o tekdüze iç huzurundan azade olup her daim arayanların.
 Ve biz, halihazırda uzun zamandır bu dünyanın kahrını çekmekte olan oyunbozanlar, göreve hazırız, sokaklarda kedilerin peşinden koşacak, gözleri her daim ışıklı delimserek çocuklar yetiştirmeye yardımcı olmak için.
Köyümün yaş alan ve eli kulağında gelmeyi bekleyen sevimli cüceleri; hepinize selam olsun; ben sizin çocuk sevmeyen ama size bayılan kedili deli teyzenizim!


7 Aralık 2015 Pazartesi

Sosyal medya davranışlarını anlama seminerleri

Görülen lüzum üzerine, işgüzarlığımız bünyesinde "Sosyal medya davranışlarını anlama ve yorumlama seminerleri" düzenlenmiştir. Sebep- sonuç ilişkisi içerisinde detaylı anlatım, vaka açıklamalı örnekler, simülasyonlar. Erken kayıt fırsatlarından yararlanın. 

Seminer 1: Bu kadar atar, nereye gider? Bir Demet Akalın şarkısı tadındaki durum bildirimlerimizin muhattabı kim? "O kendini biliyor" da nerden biliyor?

Seminer 2: Sosyal medya davranışlarında, subliminal mesaj kaygısı: "evli, mutlu, çocuklu" , "zeki, çevik, ahlaklı" Kişisel marketing, amaç ve kapsam. Kendimizi ve hayatımızı ne sebepten satmaya çalışıyoruz, kime bu havalar?

Seminer 3: Sosyal parya olmadığımızın bir ispatı olarak, check-in yapılması zorunlu mekanlar; Black Jack, Öküz, Red Cat, Mavra Sound, Ooze venue ve diğerleri. Kaç cumartesi üst üste evde oturursak "ezik" sayılırız?

Seminer 4: Freudyen Futbol: Derbi sonrası statülerinin cinsel şiddet içeriklerine göre impotans, performans, boy, işlev, işlevsizlik ölçümleri... "Koydu, kanırttı, karısı, kocası" derken aslında ne demek istiyoruz?

Seminer 5: Karşı cinsle ilişkide sosyal medya davranışlarının yorumlanması; önce kim arkadaşlık teklifi yolladı, statü ve fotoğraf "like" larında güç dengesi. Kim kime? Dum duma? Statü altı cilveleşmelerinden, DM ye, içerisinde "sonra işte, bi kaave içtik" diye bi cümle dahi içermeyen ilişki betimlemeleri. Seviyorsak niye direkt gidip konuşmuyoruz abi?

Seminer 6: Sosyal medyada bilgelik ve entellektüel birikim; Elif Şafak'ı beğenmemek kültür düzeyimiz konusunda soru işaretleri yaratır mı? Şiirlerin hepsi gerçekten Can Yücel'e mi ait?Süpermarkette kedi kumlarının yanında satılan kitapları okumak sureti ile fenafillah makamına erilir mi? "Sosyal medyada paylaşılabilecek formatta yazmayan adamları okumak zaman kaybı mı? "Aşkım Kapışmak" ne lan?

Seminer 7: Aile kutsal, evlilik minnoş, peki bu kadar manyağı hangi kurumlar yetiştirdi? Detaylı konu izahı...

Seminer 8: Sosyal medya anneleri: TonguçCan'ın annişkosu ile BürkeSu'nun annecik'i... Organik yeni Hemşin nohutundan yoğurt mayası, vegan ara öğün seçenekleri... Bu kadınları kim delirtti? Bu çocukların babası nerde?

Seminer 9: Sosyal medya klişeleri: Bilmem ne keyfi, bilmemkimle selfie, bilmemnaapmayı sizden öğrenecek değiliz, vurur yüze ifadesi, azalarak bitse mi artık bitanesi?

Seminer 10: Sosyal medya davranışlarının etkin kullanımında yaş sınırlaması olmalı mı? Orta yaş krizi, menopoz, antropoz habercisi olarak yorumlanabilcek gönderiler, statüler, Allah muhafaza...

Seminer 11: Siyasal sosyal medya davranışları. Söylev'i okumamış, Lord Kinross'u Manchester United teknik direktörü sanan bireylerin Yılmaz Özdil yazısı like'layarak "Kemalist" ; Mehmet Ali Aybar'ı survivor finalisti sanan bireylerin Selahattin Demirtaş paylaşımı yaparak "sosyalist" oldum sanrısı: Boşuna mı okuduk biz bu b.ku? Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler mi?

Seminer 12: "Vicdan kâhyalığı" uzmanlık programı: o öldü üzüldün, buna niye üzülmedin? Öyle oldun, böyle niye olmadın? Her acımızı bangır bangır bağırmalı mıyız? Kişi, içine doğru ağlayamaz mı? Hayır, kim öldü de siz vicdanımızın mihrabı oldunuz?

Seminer 13: Sosyal medyada güzellik kavramı: Bir gün herkes sarışın olmalı mı? Meryem Uzerli'den başka zinhar kimseye yakışmayan saç rengi: Hürrem Kızılı. 42 Beden ablaların "slimfit" ile imtihanı. Dövmelere doyulmayacak moda programı paçozları ve ikonaları, sıralı tam liste.

Seminer 14: Sosyal medyada azınlık düşmanlığı: o Kürt, bu Alevi, öteki Ermeni, beriki Yahudi... Sen de gerizekalısın, onlar sana bişey diyor mu?

Seminer 15: Totalde 300 kelime ile ömür geçer mi? Herkes niye aynı laflarla seviniyor, kederleniyor, atarlanıyor? Kitap bir nedir? Nasıl okunur? 




5 Aralık 2015 Cumartesi

Candida dibin kara, seninki benden kara

Kişi, arkadaşından azar azizim, yazın bunu bir kenara. Siz siz olun, fazla sık eleyip dokuyan, her haltı derinine derinine araştırıp sebebini bulup çıkartan insanlarla ahbaplık etmeyin. Zira bendenizin de müsebbibi düşmanım değil, can dostum oldu. Neymiş efendim, aç karınına suya tükürmüş, tükürük yürümüş, kendisinde Bağırsak mantarı Candida çoğalması varmış, ben de yapaymışım, bi de ben bakaymışım. Bu oyunlara gelmeyin arkadaşlar, sonrası çekilir gibi değil. Çünkü bağırsakları bu Candida denilen mantardan arındırmak, deveye hendek atlatmaktan veya İnönü stadının inşaatını bitirmekten zor. Temel mantık, karbonhidrat ve şeker ile beslenen bu musibetin tüm besin kaynaklarını kesmek. Ancak üzülerek söylüyorum ki öyle bir dünya yok; en azından benim için yok. Zira benim için şeker ve karbonhidrat ile olan ilişkim, şu hayatta kurduğum en derin ve en manalı ilişki olabilir. Eğer Candida canlılarının bir kutsal kitabı var ise, orada cennet diye benim ince bağırsaklarımı tasvir ediyor olabilirler: “Elbette ki iyi olanlar, çeperlerinden basit ve bileşik glikoz sızan, karbonhidratın her türlüsünün akın akın geldiği Ebrar bağırsaklarında yerlerini alacaklardır” böyle denmiş olabilir. Katılığı ancak bir Nazi rejimi ile kıyaslanabilecek bu diyette ikinci haftam: sonucu kısaca özetlemek gerekirse: “yaşama sevincimi kaybettim, hükümsüzdür” Gereksiz sağlıklı yaşam endişeleri ile hayatımı cehenneme çeviren arkadaşım Burcu’yu ve senelerdir bağırsaklarımı nüfusu patlamış bir metropol gibi kullanan bu adı minnoş kendi iblis bakterileri tek bir şartla bağışlayabilirim ancak: Mango SlimFit Jean 36 beden: ıkınıp sıkınmadan, gergedan yutmuş boğa yılanı gibi gerilmeden içine girebilirsem eğer. İşte bu, sadece bu. Yani demem o ki, dramatik olmaya gerek yok; eğer ben şeker ve karbonhidrattan vazgeçebiliyorsam, herkes herşeyden ve herkesten vazgeçebilir şu hayatta. İyi pişirilmiş bir Antakya künefesi ile aramdaki aşkın yanında, Leyla - Mecnun, Ferhat - Şirin falan fuckbuddy kalır. Ayrıca belirtmek isterim ki, bir steakhouse burger menüyü, ortalama 3,5 dakikada hüpleten Ebrar Elbasan, an itibarı ile karnıbahardan pizza tabanı yapıcam diye uğraşıyorsa, bu kadın vücudunu 36 bedende idealize eden popüler kültürün kabahatidir ve dahi bir insanlık dramıdır....