7 Nisan 2017 Cuma

Değirmenlere Karşı

"Ödemişli kadınlar bir ekmek yapar ki o mübarek elleri ile" diye laf attı yan standdaki satıcı Ödemişten gelen gruba. Gruptan iki kadının fırınları varmış hakikaten; hemen kurdular muhabbeti. "Daha yeni bir ekmek yaptık doğal nohut mayası ile, ilk bu festivalde satılacak Alaçatı ekmeği diye" dedi kadınlardan biri. Alaçatı'nın yerlisinin bundan haberi yok; nohut mayası ile özel bir alakası da yok. "O mübarek elleriniz dert görmesin" diye mevzuyu bağladı satıcı abi; kendisi tam bir "go getter " ortam insanı. Çünkü iş yokluğundan stand açtığımız, 8. si düzenlenen bu festival de icad edilmiş bir gelenek, zira bölgenin otsu bitkilerin çeşitliliği ile ilgili özel bir durumu yok; yani işte Ege Bölgesindeki ortalama herhangi bir kasaba kadar. Belki daha da az: Özal dönemi ile birlikte az zenginken daha zengin hale gelen kent soylu güruhun yaz aylarında gerçekleştirdiği zorunlu Çeşme hicreti nedeni ile burada yaklaşık 30-35 yıldır iki otun çıkabileceği ebattaki her alana beton döküp yazlık yapıyorlar. Kent soylular endişeli: yazlığın bahçesine tilki girdi. Hayır ablacım, sen tilkinin evine yazlık yaptın aslında. Bu bağlamda ot festivalini koy bir kenara, Alaçatı bile icad edilmiş bir belde. Daha doğal, daha iyi bir yaşam dekoru olarak yaratılmış bir "hayat aslında ne güzel" platosu. Plato popüler, plato pahalı. Üzerine makaleler yazıldı, polemikler çıktı, pandomim koptu. Sonuç olarak vatansever esnaf her bişeylerin vergisini son kuruşuna kadar ödüyordu. O nedenle, terkedilip acıyı anasonla tımar etmek için bir dostunuzla, işret sofrasına oturduğunuzda, en az bir asgari ücret gömüyordunuz gönlünüze aşk acısı ile birlikte. İcad edilmiş bunca geleneğimize rağmen, fava ve patlıcan ezme kokuları arasında Aslan gibi varlığını sürdüren ebedi ve ezeli ritüelimiz: denize karşı anasonlu pansumanla gönül yarası iyileştirmek; yara kapanır, izi kalır. Bin yaşasın Yeni Rakı. Tekirdağ da olur yerine göre. Hayatımız değişiyor; değişen hayatımıza göre yeni gelenekler icad etmeliyiz, yeni ritüeller. Çilingir sofrası kurulduğunda, anahtar kilitte ilk kez dönmeden önce, mutlaka bir sureti alınacak, instagram'a konulacak: Herkes bilecek, anlayacak ki ortamlardayız, kederlerdeyiz, yine de güzeliz yine de Çiçek. O ev 200 sene önce de kireçle boyanmıştı, mikrobunu kırsın, rutubeti alsın diye. Kapı çerçeve o Zaman da çivit mavi idi akrepler çıyanlar korksun da içeri girmesin diye. Buna rağmen ahlaksız devin teki donunu indirip üzerine beton sıçmış gibi büyüdü şehirlerimiz. O sardalya istifi, lüküs kulelerine, benim gibilerin ömründe göremeyeceği paralar ödendi: "güvenlik var şekerim, havuzu da bi görsen, ömür vallahi ömür. Sonra şehir hayatından kaçıp kafa dinlemek lazım geldi; tepelerin denize bakan yamaçlarını tıraşlayıp hepsi birbirinin aynı müstakil evler diktiler sıra sıra. İtalyan bir turist "toplu konut mu bunlar, devlet mi yaptı yoksullar için" diye sormuştu. Yok dedim temeline bildiğin para döküyorlar bunların. Toscana'nın bir köyünden geliyordu adam ve hepi topu 15 taş hane idi köyü; anlayamadı doğal olarak. Bu ahval ve şerait içerisinde kendimizi daha iyi hissetmek için doğal hayat dekorlarına ihtiyacımız oldu hali ile. Her bokumuz aynı, her bokumuz naylon; aşkımız, aklımız bile. Ben sahte sarışınım misal; bari önünde fotoğraf çekilip instagram'a koyabileceğimiz taş bir değirmenimiz olsun. Yer gibi, yöre gibi insan da değişime zorlandıkça, değiştikçe, yeni yeni gelenekler uyduruyor kendine dair: Olduğu, gücün yettiği kadar. Beni, aşkla sevdiğim bir zanaattan, hayır duası ile, gönlüm dopdolu kazandığım ekmek parasından kopardılar misal: Neye benzer dersen, memleketten sürülmeye benzer derim ya da severken ayrılmaya. Mecbursun, meyil edeceksin bir başka zanaata, ağzında gümüş kaşıkla doğmadın. Ama en çok da delirmemek için meyil edeceksin. Tüm bu dünya, bu hayat, içi boşalıp anlamsızlaştıkça derinleşen gayya kuyusuna düşüp kaybolmamak için. Kira ve kedi maması zarureti de çabası... Bu yüzden önünde arkasında poz verdiğim dekorun rengi, dokusu değişiyor. Daha doğal olsun istiyorum; daha renkli. En iyisi olmasın, ama bana benzesin. Olmuyor, yine de deniyorum; daha iyi yenilmek için. Şerefli ikinciliklerin insanıyım ben. İş bu sebeple başka standdaki dandik çiçekler daha ucuz ablacım. Elceğizimlen yaptım ben onları. İlkokul çağındaki çocukların fabrika tezgahından uçup benim önüme konmadılar. Sen de haklısın gerçi; icad edilmiş bir kasabada, yeni uydurulmuş bir gelenek esnasında çekilip filtreden geçtikten sonra sosyal medyaya salacağın bir fotoğrafın kenarına ilişecek iki Çiçek için değmez. Yok bu ayrıntılara vaktimiz, nefesimiz. Değişiyor dünya, başkalaşıyor hayat, bu arada mecburuz hepimiz yeni geleneklere, yeni renklere, kendimizi bir kez daha var etmeye. Sen yan taraftan al çiçeğini, git değirmenin orada resim çekil, ben Karşıda Don Kişot ile rakıya oturup bişi konuşucam. #alaçatı #otfestivali

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder